Baklan İlçesi web Sayfası

Hadim Köyü Kanaat Önderleri


   Kanaat Önderleri
     Aşağıdaki bahsedeceğim kişilere önce “Köyümüzün âlimleri, bilginleri veya ilim adamları” diye hitap etmek istedim, belki daha doğru olurdu ancak şimdiki zamanın okumuşlarının buna itiraz edeceklerini düşündüm. Aslına bakılacak olursa, o zamanın bilginleri, âlimleri onlardı. Ben yine bu rahmetli olmuş saygı değer kişilere Köyümüzün Kanaat Önderleri demeyi daha uygun buldum.
    Bu kişilerden bahsetmeden önce, biraz o zamanın mekteplerine göz atalım diye düşünerek Sıbyan Mekteplerine biraz değindikten sonra köyümüzün kanaat önderlerini yazacağım ki, bunlardan bazıları İstanbul’da Süleymaniye Medresesi’nde okumuşlar.

   İmparatorluk zamanında orta ve yüksek öğretimin yapıldığı eğitim kurumlarının genel adı Medrese idi. Medrese kelimesi Arapça ders kökünden gelir. Medreselerde ders verenlere müderris, onların yardımcılarına muid, okuyanlara da molla,  danışmend, sohta veya talebe adı verilir.
Sıbyan Mektebi:
   
   Osmanlı İmparatorluğu zamanında geleneksel ilköğretim kurumu: “Mekteb-i Sıbyan”lara; “dar’ül sıbyan”, “muallimhane ve mektebhane”, “dar’ül ilm”, “dar’ül talim”, “mahalle mektebi” de denilirdi.
   Sıbyan mektepleri Osmanlı kent ve kasabalarında en yaygın eğitim-öğretim kurumlarıydı ve daha çok bir caminin ya da hayır kurumunun yanında açılırdı. Mahalle esas alınarak kurulduğu için mahalle mektebi de denen bu okullara başlama yaşı, ebeveyn ile hocanın kararına bağlıydı. 4 yaşında da 10 yaşında da başlanabilir, bed-i besmele cemiyeti ya da âmin alayı ile mektebe getirilen çocuğa ilkin besmele öğretilir, sonraki günlerde ise bireysel metotlarla, elifba cüzünden Arap harfleri harekelendirilerek ezberlettirilir; Kuran'ın Amme ve Tebareke cüzlerinin okutulması ile çalışmalar sürerdi. Bu arada kara cümle öğretilen sıbyan mektepleri de vardı.
     
   Görülen başlıca dersler elifba, Kuran, ilmihal ve hesaptı. Ahlak eğitimi Müslüman örf ve adetlerinin çocuklara belletilmesi ve benimsetilmesi şeklinde verilirdi. Okulu başarıyla bitirmiş sayılmak için, Kur’an-ı Kerim’i en az bir kez hatmetmek (tamamını okumuş olmak) şarttı.
   İstanbul'daki sıbyan mekteplerinin başlıcaları, büyük külliyelerin birer ünitesi olduğundan olanakları fazla, hocaları da seçkin olurdu. Bu nedenle de herkes, okuma çağına gelen çocuğunu bu tür sıbyan mekteplerinde okutmayı arzu ederdi. Karma okullarda kızlar ayrı, erkekler ayrı gruplar halinde ve ayrı yerde, evlerinden getirdikleri minderlerde otururlar, önlerinde rahleler bulunurdu. Hoca ise başköşede yüksekçe bir sedirde oturur, yanında odanın diğer ucuna erişecek uzunlukta deynek bulunurdu.
   1839'da Tanzimat Fermanı'nın ilanından sonra sıbyan mektepleri de bu ıslahattan etkilendi Öncelikle harap durumda olan Sibyan binaları iptidai denen yeni ilköğretim kurumlarına dönüştürülürken, 1862'den sonra sıbyan mekteplerinin yerini iptidailer almaya başladı. Çok elverişsiz fiziki koşullarda eğitim-öğretim veren sıbyan mekteplerinin iyileştirilmesi işi, ancak İkinci Meşrutiyet'ten (1908) sonra ele alınabildi. 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkıncaya değin sıbyan mektepleri daha çok kırsal kesimde varlıklarını sürdürdü.
   Kanaat Önderleri dediğim bu köylülerimizi neden anılmaya veya hatırlanmaya değer buldum? Ben öyle düşünüyorum ki, köyümüzün bütün insanları iyi ve yardım severdi, ancak birilerinin öne çıkıp haydin köylüler köyümüze bir mescit yapalım, okul yapalım veya Cami yapalım gibi önerilerde bulunup amacı gerçekleştirmek için çalışması, daha çok gayret göstermesi ve katkıda bulunması gerekiyordu. İşte bu kimseler onu yaptılar. Her ne kadar bir şey yapıldığında tüm köylü tek yumruk olup yapmak istediklerini söyleseler bile, öne atılan bir fikir veya resmi kurumlarla uğraşacak birilerinin olması gerekiyordu. İşte bu kimseler önderlik, öncülük ettiklerinden dolayı anılmaya ve hatırlanmaya layıktır diye düşünüyorum.
      
     


 AHMET İLHAN
     (Ahmet Hoca=Ahmet Efendi)
 
     Himmetoğulları Obası’ndan Ahmet (Molla Ahmet, Hacı Ahmet=Hacamatlar) oğlu Ramazan’ın oğludur.
Anası; Hacı Cafer kızı Huriye’dir.
Doğum tarihi 1300- Ölüm 1975 yılıdır.
Kardeşleri 1306 doğumlu Mustafa,
1309 doğumlu Süleyman (Hafız, Hoca, Hacı = Hacı Hafız, Koca Hafız) ve
1310 doğumlu Ali (Hacı Ali), diğer kardeşleri ise; İbrahim, Veli, Hamdi ve Emin (Şimşek)’dir.

     Çocukluğunda köydeki Sıbyan Mektebi’nde okuduktan sonra babası tarafından Karbasan (Karahallı / Uşak)’a Medrese’ye gönderilerek Asım Efendi’den Kur’an-ı Kerim dersleri almıştır. Daha sonra İstanbul’da Süleymaniye Medresesi’nde tahsil görmüştür. Denizli’de Liva İdadisi’nde (Şimdiki Denizli Lisesi) tahsilini tamamlayarak MUALLİM olmuştur. 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkınca İLHAN soyadını almıştır. Muallim olarak Özdemirci (=Tatlar Demirciköy), Bozdağ, Evciler, Karayahşiler, Karahayıt-Ecirli (=Pamukkale) ve Belevi’de görev yapmıştır.
 65 yaşında iken 1949 yılında tekaüt (emekli) olmuştur.
  
    Köyümüzde fahri olarak imamlık ve vaizlik yapmış, bu arada manifaturacılık, yumurtacılık, bakkallık ve hayvancılıkla (koyun sürüsünü kayın biraderi İsmail Arpacı gütmüştür) iştigal etmiştir. Harıl Boğazı’nda eşkıya soygunuyla manifatura malları yağmalanmıştır.

   
1950 yılında Köyümüzde Tarım Kredi Kooperatifi’nin kurulmasında ve üç köyün (Hadim, Meler, İcikli) birleştirilmesi teşebbüsünde, 1957 yılında ilkokula yeni bina yapılmasında ve Toprak Mahsulleri Ofisi Alım Merkezi açılmasında,
1959 yılında Pancar Ofisi kurulmasında ve eski Caminin yerine yeniden Cami ile Minare yapılmasında gayret ve yararlık göstermiştir.
     Çevrede Ahmet Hoca, Ahmet Efendi lakabıyla tanınmıştır 
 İstiklal Savaşında Büyük Taarruz (Dumlupınar) Başkomutanlık Meydan Muharebesi zamanında (26-30 Ağustos 1922) Süvari Kolordusu Kumandanı olan Fahrettin Paşa’yı (Fahrettin Altay), Paşa sıtmaya tutulup atına binemediği için Dinar ve Evciler tarafından Harıl Boğazı’ndan gece vakti Çal Cephesine kendisine ait at arabasına bindirerek getirdiğini, atları koşturarak arabayı çok hızlı sürdüğünden zaten ateşler içinde yatan Fahrettin Paşa’nın sarsıntıdan çok rahatsız olduğu için ‘yavaş hocam yavaş’ diye sızlandığını, düşmana görünmeden Çal Cephesi’ne ulaştırdığı için kolundaki saati çıkararak kendisine bir hatıra olarak hediye ettiğini anlatırdı.
 1969 yılında hac farizasını yerine getirerek HACI olmuştur.
 Evlatları; müteveffa Sabri, Galip, Münire, Mesude, Zehra,  Meliha’dır.
 05 Mart 1975 tarihinde vefat etmiştir.  
 
 
    
     
     SÜLEYMAN İLHAN 
     (Hafız, Hoca, Hacı = Hacı Hafız, Hoca Hafız, Koca Hafız)
     Himmetoğulları Obası’ndan Ahmet (Molla Ahmet, Hacı Ahmet=Hacamatlar) oğlu Ramazan’ın oğludur.
Anası; Hacı Cafer kızı Huriye’dir. Doğum tarihi 1309 (miladi 1893) yılıdır.
 
    Ağabeyleri 1300 doğumlu Ahmet ve 1306 doğumlu Mustafa, kardeşi 1310 doğumlu Ali, diğer kardeşleri ise; İbrahim, Veli, Hamdi ve Emin (Şimşek)’dir.
    Anası vefat edince çocukluğu yedi yaşından itibaren anneannesi olan Hacı Cafer zevcesi Ayşe (=aşana)nin yanında geçmiştir.
     Çocukluğunda köydeki Sıbyan Mektebi’nde okuduktan sonra babası tarafından kardeşi Ali ile beraber Karbasan (Karahallı / Uşak)’a gönderilerek Medrese’de Hıfz-ı Kur’an okumuş ve Hafız Asım Efendi’den icazet alarak HAFIZ olmuştur.
    Daha sonra bir süre İstanbul’da Süleymaniye Medresesi’nde tahsil görmüştür. Seferberlikte (Birinci Dünya Savaşı 1914-1918 yılları) askerliğini Manisa dolaylarında ekmekçi bölüğünde yapmıştır.

    İstiklal Savaşı’nda 1919 – 1922 yıllarında mensup olduğu Müfrezenin Çıtak Köprüsünde Yunan kuvvetlerini Menderes’in Türk tarafına geçirmemesindeki üstün gayret ve fedakârlığından dolayı komutanı tarafından yıldız nişanı takdim edilerek ödüllendirilmiştir.

    İstiklal Savaşından sonra askerlik yaptığı yerlerden olan Manisa’nın Karaoğlanlı Kasabasındaki fırında dört sene çalışmış ve bu fırın Hafızın Fırın adıyla anılmıştır. 1341 (miladi 1925) yılında köye dönerek rençberlik işlerine başlamıştır.
 
     Kardeşi Ali ile elbirliği halinde Köy ile Çivril arasında yumurtacılık (Yumurtacı Hafız lakabı bundan dolayıdır), Köy ile Denizli arasında at arabasıyla nakliyecilik, hayvancılık (koyun sürüsünü Hasan Alçay, Himmet Aktay, Mehmet Arpacı gütmüşlerdir) yapmışlardır.
Soyadı Kanunu uyarınca 1934 yılında İLHAN soyadını almıştır.   

    Köyümüzde 1943 yılında imamlık yapmaya başlamış, 1951-1954 yıllarında ara verdikten sonra 1960 İhtilaline kadar devam etmiştir. İmamlık yaparken Köy bütçesinden verilen tahsisatı tamamen Cami için sarf ederek 1946 yılında halkın da desteğiyle Cami avlusunda MESCİT yaptırmıştır. Önceleri namazlardan önce ve sonra Hacamatlar Odası’nda oturarak namazı bekleyenler, Mescit yapıldıktan sonra Mescit’te oturarak namazı beklemeye devam etmişlerdir. Bu durum gelenek halinde devam etmektedir.

    1947 yılında Menderes hududundaki Macırkırı denilen 282 hektar 7 dekar 314 metre kare araziyi ortaklaşa Osman Arpacı, Mehmet Çabuk, Süleyman Öztürk (sonra Emin Şimşek) Hamdi Şimşek ile Çallılardan (=Demirci) satın alarak köye dâhil etmişlerdir.  
    1949 yılında hac farizasını yerine getirerek HACI olmuştur.
    1950 yılında Tarım Kredi Kooperatifi’nin kurulmasında  
    1957 yılında ilkokula ek yeni bina yapılmasında ve Toprak Mahsulleri Alım Merkezi açılmasında, 1959 yılında Pancar Ofisi kurulmasında ve İmamlık yaptığı toprak damlı Caminin yıkılarak yerine yeniden şimdiki Caminin yapılmasında çok gayret göstermiş ve katkıda bulunmuştur.
   
    Evlatları; 1931 doğumlu Ayşe (İlhan) ve 1936 doğumlu Eşe (Gencer)’dir.
        17 Ocak 1963 tarihinde vefat etmiştir.
 
 
 
 
 
   BAYRAM EREN
 
 (Bayram Hoca, Hacı Bayram, Hafız Bayram)
     
     Himmetoğulları Obası’ndan Ahmet (Molla Ahmet, Hacı Ahmet=Hacamatlar) oğlu Hasan’ın oğludur.
Anası; Dağal Köyünden Hasan Ali kızı Döne’dir. 
Doğum tarihi 1315 (miladi 1899) yılıdır. Ablası Elif  (Evciler’de) ve 1311 doğumlu Fatma (Hacı Ali İlhan eşi), kardeşleri 1321 doğumlu İbrahim (Muzaffer Eren’in babası) ve 1322 doğumlu Mustafa (Karagulle)’dır.
 
    Çocukluğunda köydeki Sıbyan Mektebi’nde okuduktan sonra tahsiline Çivril Medresesinde devam etmiş, meşhur (aslen Kavaklar’lı olan)büyük üstat Hasan Efendi’de okumuş, bu Medrese’den tam hafız olarak mezun olmuştur.
Genç yaşta iken (30 yaşından küçük) 1925-1930 yıllarında Köy Muhtarlığı yapmıştır. 1930 yılında O’ndan sonra Hafız Ali (Kaymaz) Muhtar olmuştur.

    Muhtarlığı zamanında zarar-ziyan sebebiyle Ahmet Hoca’nın (amcasının oğlu Ahmet İlhan) ineğini bağlattığı için araları açılmış ve Muhtarlıktan sonra Köyden ayrılarak imamlığa başlamıştır.

    Önce Reşadiye (Mollaveller=Mollaveliler) ve Tokça’da imamlık yapmıştır. Soyadı Kanunu uyarınca 1934 yılında Eren soyadını almıştır. 1936 yılında İmam Liyakat Belgesi almıştır.
Son olarak Hançalar’a gitmiş 1945 yılında Hançalar’da hem imamlık hem de orada açılan Kur’an Kursu’nun öğretmenliğini yapmıştır. 1950 yılında kurs verdiği okul resmi din dersi ve hafızlık okulu haline getirilmiştir. Aynı zamanda kendisine de din dersi ve hafız yetiştirme yetki belgesi verilerek öğretmen olmuştur.
 
    1952 yılında hac farizasını yerine getirerek HACI olmuştur. Kur’an Kursu Hocalığı yaparken çevrede Bayram Hoca diye ünlenmiş ve pek çok talebe okutmuştur. Köyümüzden; Hasan oğlu Bayram Ali Aktay,  Ali Kaymaz (Hacı Hafız Ali), Hüseyin Vural, Ziya oğlu Ali İhsan Turgut, Himmet oğlu Halis Korkmaz, Alibey oğlu Osman Gencer, Süleyman oğlu Remzi Öztürk, Mahmut oğlu Osman oğuz, Niyazi oğlu Muhammet Baydar, Hacı Mehmet oğlu İbrahim Çavdar ve çevre köylerden pek çok kişi O’nun talebesi olmuştur.

    Bunların arasından Niyazi oğlu Muhammet Baydar tam hafız olmuştur. Muhammet Baydar daha sonra Kaymakam ve Vali Yardımcısı olarak devlet yönetiminde görev yapmıştır.
 Manevi  kız (Evciler’deki ablasının torunu) evladı vardır. 
 Kur’an Kursu Hocası iken 17 Kasım 1957 tarihinde vefat etmiştir. Hançalar Kabristanında medfundur.
 
 
    HAFIZ ALİ KAYMAZ
    (Hafız Ali, Çatallı Hafız)
 
    Hatipoğullarından Hacı Mehmet Oğlu Mustafa’nın oğlu Cennet’ten olma 1882 Hadim karyesinde doğdu. Çocukları: Halil, Raşit, Mustafa, Cennet, Abdullah ve Zehra.
1934 yılında soy isimi kanunu geldikten sonra “Kaymaz” soy ismini almıştır. Hadim köyünde sıbyan mektebini bitirdikten sonra önce Medrese-i Çal’da okumuş daha sonra Karbasan (Karahallı / Uşak) Medresesinde tam hafız olarak öğrenimini tamamlayıp köyüne geri dönmüştür.

    Afyon’da askerlik yapıp yunan harbine katılmış daha sonra yani askerliği bittikten sonra çevre halk fırkası reisliği yapmıştır.

    Köyümüzde özellikle dağ mevkiinde ilk defa Amerikan çubuğu ile bağcılığı başlatan kişi olmuştur.
1930-1934 yılları arasında muhtarlık yapmış.
Özellikle ilköğretim okulunun yapımında çok emeği geçmiş. Bunun yanı sıra köyümüzde tüm kamu yararına olan işlerde hem maddi hem yol gösterici olarak büyük hizmetlerde bulunmuştur.

    1934 yılında Honaz’daki Denizlinin önde gelen adamları ile birlikte kiraz festivaline giderken geçirmiş olduğu kaza sonucu hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Mezarı şimdiki yeni mezarlığın içerisindedir.
 
     İSMAİL HOCA
 
     Himmetoğulları Obası’ndan İsmail (Molla* İsmail) oğlu Mustafa (Kara Ayan)’nın oğludur.
     Köyümüzde Sıbyan Mektebi hocası olduğu anlaşılıyor. İstanbul da Süleymaniye medresesinde okumuştur.  
     Evlatları: 1-.Cemile (Halit oğlu Arif Korkmaz’ın anası), 2-Sadık (önceki muhtarlardan İsmail Koldemir’in babası), 3-Rukiye (Hacı Osman oğlu İsmail Gencer’in anası), 4-Mehmet (Salih Koldemir’in babası),5-Mustafa (İsmail Turgay’ın kayınbabası)
 
 
 
 
    YUSUF HOCA
    Yusuf Hoca Hakkında Bilgi almak için Yusuf hoca efendinin   Torununa müracaat ettim ve onun bana gönderdiği yazıyı aşağıya aynen koydum.
    Ben babamdan dinlediklerimi anlatayım. Doğum tarihini sen hesap edersin. Dedem Burdur'un Oğuzeli beldesinde doğmuş. 9-10 yaşlarında Medreseiçal'-Çal Medresesine girmiş.4o yaşına kadar bu medresede tahsil eylemiş.40 yaşını doldurduğu zaman hutbe vermek üzere hocalarından izin almış ve köylere çıkmış.

    Çal Medresesi Şalvan, Süller, Çal üçgeni arasında bir yerlerde. O yıllarda yürüyerek köy köy dolaşılıyor. Dayılar köyüne gelmiş,2 gün kalmış. İcikli'ye gelmiş 1 gün kalmış. Hadim Köyüne gelmiş ve ona İsmail Ağanın odasını göstermişler.
     İsmail Ağa Cemal Dayının babası. Misafir geldiği İsmail Ağaya duyurulmuş. Komşular da odaya bir hocanın geldiğini duymuşlar. İsmail Ağa odaya akşam yemeği çıkarmış. Komşulardan kimileri de yemek tabağını ve ekmeğini alıp odaya doluşmuşlar hoca ile yemek yemeye. Hep birlikte yatsı namazına durmuşlar.
İsmail Ağa, Yusuf Hocanın namaz kıldırma usulünü çok beğenmiş. Ona Hadim Köyünde kalmasını önermiş. Ahmet Hocanın evinin önüne (Ayan Osmanın evin arkasına) bir ev yapmışlar.

    O tarihte Ayan Osman''ın evi henüz yapılmamış. Kadılar sülalesinden Şeri Hanımla evlilik olmuş. İki oğlu bir kızı dünyaya gelmiştir. (Bu konuda Halil Gündüz'den  de tamamlayıcı bilgi alabilirsiniz sanırım.)
 
    Yusuf Hoca, ömrü boyunca entari giymiştir. Ceket, pantolon giymemiş. (Zamanımızda kimi Arapların giysileri gibi) Bana aktarılan bir olay:
Cumhuriyetin kuruluşunda sonra (1924-1925 olabilir) bir gün Yusuf Hoca Camiden eve dönerken 3-4 genç yanına yaklaşırlar:
-Hocam Cumhuriyet kuruldu. Sen de elbiseni değiştir, derler.
Hoca: Siz Cumhuriyetten ne anlarsınız. Cumhuriyet CUMHUR’dan gelir ve serbestlik demektir. Ben Gazi Paşanın giyimine karışıyor muyum? Görüyorum ceridelerde.(Gazetelerde)Bazen paşa elbisesi giyip çıkıyor meydanlara bazen de sivil elbisesi giyip çıkıyor meydanlara. Neden ona söylemiyorsunuz giyeceği elbiseyi. Biraz okuyun da Cumhuriyetin ne olduğunu öğrenin.
Gençler:
-Hocam biz şaka yaptık.
Hoca:
İnsanların hisleriyle (duygularıyla) şaka yapılmaz.
    Yusuf Hoca 1925 yılında,75 yaşındayken vefat etmiş. Halil Gündüz'ün doğumunda bir yıl önce. Bu durumda doğumu 1850'lere rastlıyor değil mi?
    Yusuf Hoca öldükten sonra babam İsmail Ağa'nın odasında ramazan aylarında namaz kıldırmaya devam etmiş.
    Babamın hizmetlerine karşılık İsmail Ağa (Biz mere derdik)topraklık denilen mevkiden (Ak toprak kazılan yerin 100-150 metre Dağal yanında) babama iki dönüm tarla bağışlamış.
İsmail Ağanın ölümüne kadar devam etmiş, Dedemin o odada Ramazan aylarında namaz kıldırması.
Şimdilik aklımda olanlar ve yazabildiklerim bunlar
 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

atakoybaklan.tr.gg
ÇOK OKUNANLAR
Kaybettiklerimiz   Kanaat Önderleri
Geleneklerimiz Hüsamettin dede türbesi
Baklan Esnafları Öğretmenlarimiz