Baklan İlçesi web Sayfası

Makaleler

Sayfa Linkleri:
Unutulmayan İyilikler1
Unutulmayan İyilikler 2
Unutulmayan İyilikler 3

      UNUTULMAYAN İYİLİKLER...1
      1964 Yılının güz aylarının birisinde Denizli Lisesine kayıt yaptırmak için gidecektim. Ailem  işlerinin yoğunluğundan veya fazla masraf olmasın diye  benim yalnız gitmemi istedi. Onlara göre ben Denizli'yi biliyordum. Çal Orta Mektebi (Okulu)son sınıfında okurken Leyli Meccani ( Parasız Yatılı) imtihanına  gitmiştim bir defa. "Bizim gitmemize gerek yok, sen kayıt ol gel dediler".
      Gece yatmadan hazırlıklarımı yaptım. Setre'min (Ceketimin) cebine gerekli  evrakları yerleştirdim. Özellikle Şahadetnamemi (Diplomamı) unutmadım. Yankesici korkusundan, paramı daha güvenli bir yerde saklamak gerekiyordu. Sabah giyinince almak için yatağın altına bıraktım.
      Sabah erkenden beni uyardılar. O zamanlar yolcu arabaları az olduğundan, Çivril’den dolu gelen arabaların yolcu almadan geçtikleri olurdu. Böyle bir durumla karşılaşmamak için sabahın köründe,  kamyona binmek zorunda kaldım. Kamyonun kapalı kısmında yer olmadığı için kasasına, koyunların yanına bindim. Kamyondaki koyunlar bizim köyden Mevlit Akçay’ındı. Koyunları Denizli pazarına satmaya götürüyormuş. Kamyon bir miktar yol aldıktan sonra durdu. Bana kasadan inip içeri gelmemi söylediler. O anda çok sevindim, ne de olsa soğukta üşümekten kurtulmuştum. Pek rahat olmayan bir yolculuktan sonra Denizli'ye  vardık. Beraber koyunları indirdikten sonra yol paramı vermek için elimi cebime attığımda paramın yatağın altında kaldığını hatırladım. Ne yapacağımı çaresizlik içerisinde düşünmeye başladım. Kamyoncuya mutlaka para verecektim. "Parayı unutmuşum!" diyemezdim.                            
      Son bir cesaretle kendimi toplayıp, ezile büzüle Mevlit amcaya durumu anlattım. Normal bir zamanda bunu kesinlikle yapamazdım. Yani birisinden borç para isteyemezdim. Mevlit amca durumu gayet iyi anladığını söyleyerek bana ihtiyacım olan parayı verdi. "Merak etme, ben babanla hallederim" dedi. Mevlit amcanın bu iyiliğini unutmak mümkün mü?
      Kamyoncu bizi şimdiki Babadağlılar İş Hanının önünde indirdi. O zamanlar Babadağlılar İş Hanı yoktu. Karşısında bir gecede yok olan eski Ulu Camii, bu günkü Ulu Caminin yerinde ise eski Garaj vardı. Denizli belediyesine ait bir tek belediye otobüsü, Bayramyeri-Lise arası çalışıyordu. Yaya olarak Liseye vardım, kaydımı yaptırmak istediğimde "Bir veli bulacaksın" dediler. Koskoca şehirde hiç tanıdığım yoktu Amcaoğlundan başka. Amcaoğlumun kaldığı evi de bilmiyordum. Gece bekçisi olduğundan ancak sabahları ve akşamları karakolun önünde toplanıyorlar. Sabah toplanma saatine yetişemediğimden onu bulamadım. Kayıt işlemleri yapana tekrar dönerek "veli bulamadığımı" söyledim. Bana acıyarak baktı ve "Git, lise giriş kapısının önündeki büfeciye söyle. O sana veli olur. Birkaç kişinin velisi olmuştu." dedi. Hiç tanımadığım bu kişi velim olmayı kabul edince  kaydımı yaptırdım. Bu mümtaz şahsiyeti de hiç unutmadım. Ne demişler "Bir iyilik, birde kötülük unutulmaz." diye. Ben iyilikleri de kötülükleri de unutmadım. Yapılan kötülükler bende kalsın, ben iyilikleri paylaşayım.
      Kayıt işlemi bittikten sonra bana bir yazı verdiler elime.Kâğıtta "( ......)tarihinde imtihana girmemiz gerektiği" bildiriliyordu. "Bu da ne imtihanı?" diye şaşıracaksınız. Lise o yıllarda sadece Denizli'de vardı,hiç bir ilçede yoktu. Sadece eski lise binası vardı, yeni  bina da yapılmadığından, talep çok kontenjan az idi. Sınırlı sayıda öğrenci almak için ilk defa o sene Denizli Lisesine imtihanla öğrenci alındı.Bu uygulama yanılmıyorsam 3 sene devam etti.
      O yıllarda okumak o kadar zordu ki  ortaokulun ve lisenin bitiminde  "Olgunluk  imtihanları" yapılırdı. Nedir bu olgunluk imtihanları? Ortaokul ve Lise son sınıflarında, sene sonunda yapılan bir imtihandır. Mayıs ayı sonlarında okullar kapanıca,  bütün dersleri geçsen bile  Haziran ayında, Ortaokul  1-2-3   sınıfların tüm derslerinden imtihan yapılmasıdır. Bu imtihanlarda geçerli not (onluk sisteme göre beş) alamadığın dersten Eylül imtihanlarına kalınırdı.  O zaman da veremezsen mezun olamazsın. Kısaca sene içerisinde bütün derslerin pekiyidir (onluk sistem üzerinden 9-10), sene sonunda sınıfı geçmiş vaziyettesindir ama Haziran (Olgunluk) imtihanlarında dersin birisinden beşin altında alırsan okuldan mezun olamıyorsun. İftihar listesinde olsanız bile...
      Bu sistemde yetişen öğrencilerin tamamına yakını boş kalmamıştır.Hepsi de bir yerlerde görev yapmıştır.Lise birden ayrılanlar bile polis olarak görev yapmıştır.Bu sistemden geçerek üniversiteyi kazanamayan olmamıştır diyebilirim. Ne zamanki eğitim ve öğretimde  sistemi sulandırmaya başladılar,( 1984 yıllarından sonraları),  o zaman sistem çığırından çıktı. Halledilemeyen problemler dağ gibi büyüdü. Üniversiteyi kazanamayanlar çoğaldı. Yüksek okul mezunu işsizler ordusu  had safhaya ulaştı. Velileri uyutmaya, öğrenciyi büyütmeye, işsizleri avutmaya devam ede ede bu hale geldik. Siyasetçilerimizin hepsi pembe tablolar çizdi. Yetkili bir siyasetçi çıkıp da mertçe gerçekleri söylemedi. "Her yüksek okulu bitiren bizden iş beklemesin, tahsilini yap ama kendi işini kendin yap" diyemedi. Liyakatsiz, beceriksiz ve yalaka idareciler de bu süreci hızlandırdı. Telafisi mümkün olmayan sonuçlar meydana geldi.
      Tamamen olumsuzluklar değil az da olsa olumlu taraflar da var. Bilgi ve teknolojiyi iyi yönde kullananlar bana ümit veriyor.Bunların sayılarının artmasını diliyor, arzu ediyorum.  BAŞA DÖN

                                                                                                  İlhan Kösehan
                                                                                                   24-01-2010
                                     UNUTULMAYAN İYİLİKLER...2
 
    Unutulmayan iyiliklerin birinci bölümünde,liseye,tanımadığım bir veli'nin yardımı ile kayıt olduğumu belirtmiştim. O yıl veli olarak aynı kişi devam etti. Ertesi yıl büfesini bir başkasına devir ettiğinden kendisini göremiyordum. İmza işlerim aksamaya başladı. Kısaca başka bir veli bulmak zorundaydım. Amcaoğlumun, gece çalışıp gündüz uyuduğu için mesai saatleri içinde okula gelip gitmesi mümkün olmadığından, yine köylümüz olan ilköğretim müfettişi Yusuf Gündüz veli'm oldu.
    
    O yıllarda her sene veli yenileniyordu. Yani veli okula gidip veli zarfını imzalıyordu. 
Kayıt yeniletmek için velimin okula gelmesi gerekiyordu. Durumu bildirmek için Yusuf bey'in evine gittiğimde "Biraz bekle, beraber gidelim" dedi. O yıllarda Yusuf beyin oturduğu ev Çınar Cami karşısında, Hürriyet İlkokulunun yanındaydı. Liseye çok yakın olduğundan "yürüyerek gideriz" diye düşündüm. Cebimde  hiç param yoktu. Belediye otobüsü ile  gidileceğimizi bilseydim birilerinden borç bulurdum. 
 
   Evinden beraber çıktık, Çınar'da, şimdiki belediye binasının önünde belediye otobüsünü beklemeye başladık. Biraz sonra otobüs geldi ve otobüse bindik. Ben başladım sıkıntıdan terlemeye.Benim işim görüleceği için otobüs paralarını benim vermem gerekiyordu. Ne yazık ki kendi paramı bile verecek param yok. Öğrenciliğimiz çok zor şartlar da geçiyordu. Bazılarının aklına "Para atmadan nasıl otobüse bindiniz?" sorusu gelebilir. O zamanlar belediye otobüsü bir veya iki tane idi. İçerisinde biletçiler vardı,"Bilet! Bilet almayan kalmasın!" diye bağıran görevliler...
 
    Yusuf Bey otobüsün orta sıralarında bir koltuğa oturdu. Otobüs çok dolu olduğu için ben Yusuf beyin bir iki koltuk arkasında ayakta gidiyoruz. Arkada olduğumdan Yusuf beyi rahatlıkla izleyip gözleye biliyorum. "Acaba Benim bilet paramı verir mi? " diye gözümle takip ediyorum. Biletçi ön koltuklardan ortaya doğru yaklaşınca, biletçinin bizim köylü Galip amca olduğunu gördüm. Merhum Galip İlhan...  Avni ve Fahrettin İlhan'ın babaları...
 
    Galip amca Yusuf beyin yanından geçti. Yusuf Bey, ne kendisininkini ne de benim bilet paramı vermedi.İşte o anda mahcup olacağımı düşünerek heyecan bastı.Sıkıntıdan suratımın kıpkırmızı kesildiğini hissettim. Heyecandan dizlerimin bağı çözüldü. Biletçi Galip amca yaklaşınca ne diyeceğimi düşünmeye odaklandım. Yanıma yaklaşınca boğuk ve titrek bir sesle, utanarak; "Bir daha bindiğimde ikisini beraber vereyim."dedim; başkalarının duymasından tedirgin olarak, alçak bir sesle... Galip amca benim bu durumumu gayet iyi anlamış olacak ki, etrafımdakiler duyacak şekilde "Senin bilet paranı Yusuf bey ödedi." dedi.
    
    İşte o zaman derin bir nefes aldım.Beş-on saniye sonra da "Lise de inecekler..." diye yüksek sesle bağırdı. Sanki bana "Kimse duymasın!" dercesine...       BAŞA DÖN

 
                                                                        İlhan  Kösehan
                                                                        14-02-2010
                             UNUTULMAYAN İYİLİKLER....3
 
   Lise son sınıf da okurken, Eğitim Enstitüsü  yatılı  Matematik bölümü imtihanını kazandım.Ne yazık ki liseden mezun olamadığım için Konya Selçuk Eğitim Enstitüsüne gidemedim.Bir sonraki yıl yine aynı okulun, bu defa F.K.B (Fen bölümünü) kazandım.Liseden aynı yıl mezun olup Konya'ya mülakat imtihanlarına gittim.O yıllarda Eğitim Enstitüleri  orta öğretim okullarına öğretmen yetiştiren yüksek okullardı.Benden önceki yıllarda 2 yıllık, benim zamanımda 3 yıllık, benden sonraki yıllarda 4 ders yılına çıkarılan okullardı. Çoğunluğu parasız yatılı (Leyli meccani) olarak okuyan öğrenciler... Yüzde on oranında da gündüzlü öğrenci okuyor. Üniversite imtihanlarından ayrı yapılan, iki aşamalı bir sistemle öğrenci alıyordu bu okullar...
  
    İkinci aşama olan mülakat imtihanını kazandıktan sonra kaydımı yaptırıp üç sene okudum. Üçüncü sene son sınıfla iki dersten başarısız oldum.Şubat döneminde yapılan imtihanlarda Fizik dersini geçtim.Haziran döneminde yapılan imtihanlarda da Kimya dersini verdim ve diplomamı aldım.
 
     O yıllarda mezun olan öğretmen adaylarının atamalar, en geç bir ay içerisinde  yapılırdı. Yatılı okuduğum için mecburi hizmetim vardı. Eğer atama sonunda görev yerine gitmezsem,okula girerken devlete verdiğim senet bedelini para olarak geri ödemem gerekirdi. Yani şimdiki gibi mezun olduktan sonra, K.M.S  imtihanından barajı aşma derdi yok.Uzun yıllar açıkta bekleme derdi yoktu. Ne âlâ memleket diyorsunuz değil mi? Maalesef o kadarda âlâ değil. O başarıya ulaşmak için çok çalışmanız gerekir. Yani sistem eleye eleye oraya getiriyor insanı. Birçok aşamalardan (imtihanlardan)geçerek gelirsiniz oraya...
 
     Temmuz ayında özel dershanede ücretli derslere girmeye başladım.Denizli'de kalıyorum.Dershanedeki bir öğretmen "Bu ayın on beşinde kuralar çekilerek öğretmen atamaları yapılacak" haberini verdi. Benim kuraya katılmam bu şartlarda zordu ama kura sonucu  asılan ilan listelerini  görüp nereye görev çıktığını öğrenmem lazımdı. Bana haberi veren öğretmene "Kura çekmeye gidemeyeceğimi" söylediğimde,"Ayın 24'ünde  Ankara'ya gidip geleceğim bakar sana söylerim" dedi.
 
     Aynı yatakhanede beraber kaldığımız Mersinli bir arkadaş, Baki Kam, kura çekilişine katılmış. Gelmediğimi görünce benim adıma  kurayı çekivermiş. Mektupla bana görev yerimi bildirdi. Kendisi Ağrının Taşlıçay İlçesini çekmiş. Bir sene sonra Malazgirt'te askerlik yaparken yanına uğradığımda "Sana iyi yer çekiverdim,kendime daha kötü bir yer çektim" diye bana şaka yaptı.
 
     Ben mektup gelene kadar  nereye tayinimin çıktığını merak ederken, 20 Temmuz 1974 tarihinde Cumartesi günü, Hasan Mutlucan'ın "Yinede şahlanıyor aman." diye başlayan kahramanlık türküleri ile uyandım. Müzik bittikten sonra Radyoda "Birinci Kıbrıs barış harekâtının başladığı" anonsu üzerine öğrendim, Türk Ordusunun adaya asker çıkardığını... Bu resmen bir savaşın başlangıcı idi, adı her ne kadar barış harekâtı olsa da... Zaten adada  gerginlik günlerdir devam ediyordu. O gerginlik artık bu gün kopmuştu. Bir gün önce Sırakapılar camisinde Cuma namazı kılmıştım. İmam hutbede bir şeyler ima etmişti. Ordumuz şu anda Mersinden Kıbrıs'a doğru yol alıyor, Allah yardımcıları olsun v.s gibi sözler söyledi. Ben o yıllarda genç olduğum için bir mana verememiştim ama ertesi günü imamın ne demek istediğini daha iyi anladım.
 
    O haftalarda herkeste heyecan dorukta,70'lik dedeler,18'lik gençler askerlik şubelerinin önünde toplanıp, "Bizi de askere alın" diyorlar.Televizyon yok, basın var gücü ile harekâtı destekleyip millî duyguları ön plan’a çıkarıyor.Radyo da haberler,haberlerin önünde ve sonunda kahramanlık türküleri.Hasan Mutlucan ve Müşerref Akay söylüyor. Askere gittiğim zaman öğrendim her Türkünün bir şifre ve işaret olduğunu...
 
    Bu fırtınalar arasında Ankara'ya gidip gelen arkadaşımdan öğrendim görev yerini. Malatya - Doğanşehir - Erkenek Orta Okuluna tayin olmuştum.İki gün sonrada mektup gelince daha da rahatladım.Artık göreve başlama vaktim geldi de geçiyordu bile.İlk atamalarda on beş gün içinde göreve başlamam gerektiğini biliyordum.Temmuz ayının bitiminden birkaç gün önce göreve başlarsam Ağustos ayı maaşımı alabilirdim. O yıllarda maaş ödemeleri her ayın birinde yapılıyordu. Zaten Temmuz ayının sonlarına da gelmiştik.
 
     O gün akşama doğru garaja indim. Malatya otobüsünün zamanını  öğrenip uygun olursa bilet alayım diye... Yazıhaneden akşam otobüsün olduğunu,bir gün sonra sabah saat 10.00'da Malatya'da olacağımı öğrendim. Cebimdeki param gidip gelmeye yetecekti. Kaç gün orada kalıp ne zaman döneceğimi bilmiyorum.Maaş alıncaya kadar yeter mi acaba? Bütün bunları düşündüm ve bir miktar daha paraya ihtiyacım olduğuna karar verdim. Köye gitmeyi düşündüm, gitsem otobüs saatine kadar köyden dönebilmem mümkün olmadığından vazgeçtim. Bir gün sonra gitsem geç kalacağım maaş bordoları onaylanmış olacak. Kısaca o gün mutlaka gitmem gerektiğini düşündüm. Bu düşünceler içinde kime gidip borç alabilirim diye düşünmek için bankların birine oturdum. Aradan beş dakika geçmedi İsmail yanıma yaklaşıp "Hayrola ne düşünüyorsun bu kadar" dedi.İsmail Coşkun  İlkokulda beraber okuduğumuz bir arkadaşım. İsmail'e durumu anlatıp bir miktar paraya ihtiyacım olduğunu söyledim.İsmail bana ihtiyacım olan parayı verdi.Ben de İsmail'e "İster köyde babamdan al,ister ben bir hafta sonra köyde sana veririm" dedim.İsmail'den ilk defa borç alıyordum."Bu kadar yeter mi" diye sordu ve bana yardımcı oldu. İsmail'in bu iyiliğini unutmak mümkün mü?
 
     Uzun bir yolculuğun sonunda Malatya'ya vardım. Erkenek'e nasıl gideceğimi sorduğumda,"Adana, Adıyaman otobüsleri Erkenek ten geçer dediler."  Malatya Milli Eğitimine de uğradım. Tayin emrimin(Yazımın)gelip gelmediğini sordum."Geldi, git göreve başla Ağustos maaşını al" dediler. Mesai saati bitmeden Erkenek Orta Okuluna vardım.Memurun ve Malatyalı bir öğretmen arkadaşın neden telaşlandığını anlayamadım. Bana "Okul Müdürü Malatya Milli Eğitim Müdürlüğüne gitti,bu gün dönemeyebilir,dönmezse  senin işlemler yarına kalır" dediler. Bura da otel olup olmadığını sordum."Otel yok ama biz sana yer ayarlarız" dediler.
 
    Beni akşam Müstahdemin (Hizmetlinin) evinde misafir ettiler.Sabahleyin okula gittik,öğleye doğru müdür geldi ve göreve başlattı.Aynı gün Doğanşehir ilçesine beraber gidip maaşlarımızı da aldık. Benim ilk maaşım olduğundan onlara bir şeyler ikram ettim.İkindiye doğru Erkenek'e geldik.Daha sonraları bana söylediler.Müdür Malatya'da değil,kendi memleketi olan Eskişehir'de imiş. Resmi izinli olmadığı içinmiş öğretmen ve memurun telaşı.
 
     Akşama doğru, Eylül imtihanlarına dönmek üzere ayrıldım Erkenek'ten. Eylül imtihanlarına tekrar döndüğümde okul içinde bana bir oda verdiler kalmam için. Bir karyola ve yatak takımı aldım okulun bir odasında kalıyordum. İmtihanlar bitti,okul açıldı.Saz çalmasını bildiğim için müzik derslerine de giriyordum ücretli olarak. 29  Ekime kadar okulda çalıştım.29 Ekim den bir kaç gün önce bir telgraf aldım babamdan. "Asker kaçağı olarak şubeden aranıyorsun çabuk gel " diye.
 
    Bayram sonrası bir haftayı izin alarak köye döndüm. Babama  "Ne telaşlanıyorsun tecil hakkım var" dediğimde bana kızarak "Her şeye hile yapılır ama askerliğe asla.Sen şubeye kendin mi gideceksin? Ben mi teslim edeyim" diye azarladı. O günlerde hisleri fazla kabarmış olduğunu anladım, onun için "Ben giderim" dedim.
 
    Baklan'a karakola vardığımda, yetkili birisi bana, "Hocam! Ben sizi elleriniz kelepçeli şubeye göndermek istemem, Çal askerlik şubesine kendiniz gidin ve arandığınızı belirtin" diye beni gönderdi. Çal’a vardığımda evrakları elime tutuşturup Kasım ayının ilk dört gününde İzmir'de yapılan Yedek Subay imtihanlarına girmemi söylediler. Böylece benim  ons ekiz aylık askerlik süreci resmen başlamış oldu.    BAŞA DÖN

  
                                                                  İlhan Kösehan
                                                                   16-02-2010
atakoybaklan.tr.gg
ÇOK OKUNANLAR
Kaybettiklerimiz   Kanaat Önderleri
Geleneklerimiz Hüsamettin dede türbesi
Baklan Esnafları Öğretmenlarimiz